Osmanlı minyatür sanatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osmanlı minyatür sanatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2014 Çarşamba

Minyatür Kağıdı

Ahmet Karahisari
Kur'an
Kaynak: http://commons.wikimedia.org
Minyatür kâğıdı, minyatür yapmak için işe başlamadan önce temin edilmesi gereken en önemli malzeme olarak nitelenebilir. İyi ve kaliteli bir kâğıt üzerine yapılmış olan minyatür, benzerleri arasında çok daha öne çıkan bir durumda olacaktır.
Menakib-i Hünerveran adlı eserinde Gelibolulu Ali, en iyi cins kâğıdın “Devletabadi*” olduğundan söz eder ve iyi bir çalışma için "Semerkandi" kâğıdından aşağı kaliteye itibar edilmemesi gerektiğini söyler.
Bu arada yine eskiye dair bir örnek olarak 15. yüzyılda Kâğıthane’deki kâğıt fabrikalarının ürünü "İstanbuli" adındaki kâğıtların da rağbet görmekte oluşundan söz etmek gerekir.
Elbette bugün bu kâğıtlar ve benzer isimlendirmeler mevcut değil. Ancak yine de iyi bir eserin ancak iyi bir kâğıtla mümkün olabileceği de tartışılmaz bir gerçek olarak karşımızda duruyor.
Minyatür sanatı söz konusu olduğunda, şeker beyazı, açık krem, süt mavisi ve tozpembe renklerdeki kâğıtlar beğeni ile kullanılmıştır. Görece daha koyu olanları ise daha çok minyatürün çevrelendiği pervaz süslemelerinde kullanıldığı bir kural olmasa da sıklıkla görülen bir durumdur.
Osmanlı minyatür sanatında aslında beyaz olan kâğıtlar farklı cinste de olsalar bitkisel veya madeni boyalarla boyanmaktadır. Boyama işlemi yapılırken üstten sürme yöntemi kullanılsa da çoğu zaman daldırma (banyo) yönteminin uygulandığı görülür.
Boya işleminin ne suretle yapıldığına bakılmaksızın öncesinde kâğıtların şaplı suya daldırılarak kurutulmasında büyük yarar bulunmaktadır.
Sürme usulü ile kâğıt boyanırken bir mermer tezgâh üzerinde toz boya bir miktar sirke eklenerek destezenk** yardımı ile ezilir. Nişasta muhallebisi yapılarak buna karıştırılır. Bir sünger ile veya el ile iyice yedirilerek sürülür. Gölgede kurumaya bırakılır. Suyu iyice çekilmeye başladığında kırışmaması için bir ağırlık altına alınır.
Banyo yöntemi kâğıt boyama amacıyla kullanılan en iyi yöntemdir. Kâğıtta ton farkının oluşmaması en avantajlı yanıdır. Bu maksatla öncelikle renk veren bitkiler zevke ve isteğe göre seçilir. Gelincik, ıhlamur, safran, çay, kına gibi bitkiler suyun içerisine konularak uzun uzadıya kaynatılır. Suya yeterince renk çıktıktan sonra içerisine bir miktar şap ilave edilerek yeniden kaynatılır. Bu su daha sonra kenarlı ve genişçe bir tepsiye alınarak kâğıtlar bu suyun içerisine daldırılarak banyo yaptırılmış olur. Suyun süzülmesi amacıyla bir köşesinden asılarak kurutulur.
Boyama işlemi yapılırken kâğıtların aharlanmamış olmasına dikkat edilmelidir. Çünkü aharlanmış kâğıtlar boya tutmaz.
Bir başka kâğıt boyama yöntemi ise “Akkase” olarak adlandırılır. Daha çok eski eserlerde kullanılan bu kâğıtların ortada kalan metin kısımları ile kenarları farklı renkte olmaktadır. Bu amaçla kâğıt önce tamamen istenen renge boyanır. Daha sonra ortadaki metin kısmı Arap zamkı ile kapatılarak farklı renk boya ile daldırma yöntemiyle boyanır. Arap zamkı sürülen bölge yeni boya ile boyanmayacağından iki renkten müteşekkil bir kâğıt elde edilmiş olur.
Bu şekilde kâğıt elde etmenin bir başka yolu da kâğıdın ortada kalan kısmına şap sürmek olmaktadır. Anca burada şapın kıvamını iyi ayarlamak ve aynı homojenliği sağlamak önemlidir. Aksi halde dalgalı ve hoş olmayan görünümlü bir kâğıt meydana gelir.
Minyatür sanatında kullanılan kâğıtları boyamaya yarayan bazı bitkiler ve bunlardan elde edilen renklere örnek vererek bu yazıyı bağlayalım. Badem yaprağından altın sarısı, susam çiçeğinden çimen yeşili, nohut unundan nohudi, gelincik çiçeğinin içerisine bir miktar şap konursa mavi, soğan kabuğundan samani, ceviz yaprağından kahverengi, mürver yemişinden mor, menekşe yaprağı ve mürver çiçeği tohumundan açık mavi renkler elde edilebilmektedir.
*Devletabadi: İpekten yapılan bir tür kâğıt olup Hindistan’ın Devletabad şehrinden köken alması dolayısıyla bu adla anılır.

**Destezenk (Destesenk): Ezme işleminde kullanılan mermer veya billurdan yapılmış alete verilen addır. Somaki, porselen ve benzer sert taşlardan yapılır ve boya ezmede kullanılır.

3 Kasım 2014 Pazartesi

Osmanlı Öncesi Türk Minyatür Sanatı

Havarnak Kalesinin Yapılışı
Behzad
Kaynak: www.wikipedia.com
Osmanlı öncesi Türk minyatür sanatının ilk örneklerine Uygur Türklerinde rastlamak mümkündür. Orta Asya’da 745-1300 yılları arasında resmedilmiş ve günümüze ulaşmış bulunan bazı yapraklarda Manihaizm’in etkili olduğu bu eserleri görmek imkân dâhilindedir.
Berlin Devlet Müzesi koleksiyonlarında, Haça’da yapılan kazılarda elde edilmiş bulunan Manihaist yapraklar bulunmaktadır. Bunların iki tanesi konu ve kompozisyonları bakımından son derece dikkate değer eserlerdir. Uygur hakanlarından muhtemelen Böğü Kağan’ın Mani dinini kabul edişi ile beyaz giysili kâtipler ve rahipler eşliğinde yapılan törenlerin resmedildiği bu eserler son derece önemli ve değerli eserlerdir.
Uygur sanatçılarına ait bu figürler, Doğu Türkistan bölgesindeki duvar resimlerinde görülen uzun saçlı, ufak ağızlı ve dolgun yanaklı, ince uzun burunlu ve çekik gözlü Uygur eserlerine çok benzerlik gösterir.
Mısır’da Fatımi’ler dönemine ait olduğu düşünülen ve Foyyum ve Fustat’ta bulunan resim parçaları X ve XI. yüzyıllarda da kitap ressamlığının olduğunu düşündürür. İslam sanatında minyatürlü süslemelerin XI. yüzyıl sonlarında var olduğu bilinirse de bu örnekler daha önceki tarihlerde de kitap süslemeciliğinin varlığının işaretleridir.
Ancak bu işin sistemli olarak kitap hazırlama tekniğine dönüşümü Halife Memun dönemine (813-833) rastlar. Geç antik döneme ait bu eserler çevrilirken içerisindeki resimler de kopyalanmıştır. Günümüze ulaşan bu antik eserlerin kopyaları XI. yüzyıl Selçuklu Dönemine ait olanlarıdır.
Selçukluların Anadolu’ya gelmeleri İslam minyatürü üzerinde Türklerin etkisinin artması anlamına gelmektedir. Hatta bu dönem, Selçuklu resim üslubu olarak adlandırılacak kadar güçlü bir etki altına alınmıştır.
Antik kitapların bu döneme ait ilk kopyalarında Bizans etkisi belirgin bir şekilde izlenir. Dönemin bilimi konu alan kitaplarında Uygur kökenli ve Selçuklu tiplerine ilaveten gündelik kompozisyonlara da rastlanır.
Son derece önemli ve çok bilinen Beydaba’nın Kelik ve Dinme ile Hariri’nin Makamat adlı yapıtları bu dönemin başlıca eserlerindendir.
Anadolu’da minyatür sanatının gelişiminde Mevlana ve müritlerinin de önemli destekleri olmuştur. Artuklu emirleri tarafından desteklenen resim sanatçılarının eserleri o dönemde (Amed) Diyarbakır’da oldukça yaygın haldedir. Paris Ulusal Kütüphanesinde bir nüshası korunan Hariri’nin Makamat adlı eseri de yine Artuklu desteğinde hazırlanmış eserlerden kabul edilir.
965 senesinde Sufi’nin yıldız bilimine dair yazdığı Surar el Kavakıb es Sabıta isimli eseri de yine bu dönemin oldukça önemli bir parçasıdır. Selçuklu resim üslubunu taşıyan eserde siyah mürekkep ile yapılmış ve renklendirilmemiş tasvirler de yer alır.
Anadolu Selçukluları döneminde resim sanatının en önemli örnekleri arasında Konya’da XII. yüzyıl başlarında Hoy’lu Abdülmümin bin Muhammed adlı nakkaş tarafından resmedilen Varka ve Gülşah adlı eser bulunmaktadır. Mesnevi tarzında ve tek nüsha olan eserde tüm öykü ayrıntılı bir şekilde tasvir edilmeye çalışılmıştır.
Anadolu Selçuklularından günümüze ulaşan en son minyatürlü yazma eser Nasreddin Sivasi’nin tezkeresidir. Üç bölümden oluşan eserin ilk bölümü astroloji ve sihirle ilgilidir. İkinci bölüm Aksaray’da 1271 yılında yazılmıştır. Üçüncü bölüm ise Kayseri’de yazılmış ve Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev’e ithaf edilmiştir. İkonografyasında iç Asya etkileri ile Bizans esintileri içeren son derece önemli ve bir o kadar da ilginç bir eserdir.
XIII. yüzyılda Konya’da Mevlana müritlerinden Ahmet Eflaki Dede’nin Menakıb-ül Arifin adlı eserinde yine Mevlana müridi olan Kalüyan ile Aynüddevle’nin sanatlarındaki ustalık dereceleri anlatılır. Mevlana’nın yirmiye yakın pozunun Aynüddevle tarafından çizildiği yine aynı eserde ifade edilir.

Bütün veriler ışığında yapılan değerlendirmelerde sonuç olarak Artuklu ve Selçuklu himayesinde gelişen Osmanlı Öncesi Anadolu Minyatür Sanatının ilk örnekleri, XII ve XIII. yüzyıllarda daha çok bilimsel eserlerde kendisine yer bulmuştur.

22 Eylül 2014 Pazartesi

Osmanlı'da Minyatürlü Yazma Eserler

Hasht Behesht
Pers Minyatürü
Kaynak: www.wikipedia.com
Osmanlı’da minyatürlü yazma eserler sekiz ana başlık altında toplanabilir. Osmanlı Minyatür Sanatının Konuları ile ilgili olan bu sınıflandırma elbette bazı bakış açılarına göre farklı tasnifler ve farklı nitelemelere de açıktır.
Edebiyat eserlerinde minyatür, çok çeşitli ve en sık rastlanan örneklerin olduğu alandır. Bu alandaki eserlere çoğunlukla 15 ve 16. yüzyıllara ait olarak rastlanır ve 17. yüzyılda artık eski önemini yitirdiği görülür. Türkçe veya Farsça divanlar, mesneviler, hamse denilen beşli mesneviler, atasözleri, şiir ve öykü derlemeleri bu gruba dâhil edilebilecek önemli başlıklardandır.
Şemseddin Muhammed bin Abdullah Nişapuri’ye ait olan Külliyat-ı Kâtibi, Ahmedi’nin İskendernamesi, Şeyhi'nin Hüsrev’ü Şirin’i, Firdevsi’nin Süleymanname’si bu alana dâhil başlıca eserlerdendir.
Yine edebiyat konulu eserlerden, Fuzuli’nin Leyla ve Mecnun’u, Mevlana Celaleddin Rumi’nin Mesnevisi ile Firdevsi Şehnameleri gibi temel bazı yazmaları içeren Mahmud Gaznevi’nin Mecmua-i eş’ar adlı eseri, 17. Yüzyılın ilk yarısına ait önemli eserlere bir örnek olarak verilebilir.
Resimli edebiyat yazmalarının 18. Yüzyıla ait örnekleri son derece azdır. Uzun Firdevsi’nin Davetname adlı eseri bu döneme ait bir örnektir.
Tarih eserlerinde minyatür, iki başlıkta toplanan bir yapıda göze çarpar. Bunlar şehname ve gazavatnamelerdir.
Şehname, resim üslubunun belirlenmesi ve döneminin önemli olaylarının belgelenmesi açılarından son derece önemli eserlerden sayılmaktadır. Gelişiminde Fars dili ve edebiyatının son derece önemli bir rolü olduğu bilinir. İranlı şair Firdevsi’nin Şehnamesi, birçok öykü anlatıcısı tarafından anlatılmış ve nakkaşlar tarafından da resmedilmiştir. Kanuni döneminde şehnamecilik unvan olarak kabul edilmiş ve bu durum 4. Murad dönemine kadar devam etmiştir.
Kanuni döneminde Şükrü Bitlisi’nin Selimname adlı eseri, Arifi’nin Enbiyaname adlı eseri ile Osmanname ve Süleymanname zamanın başlıca eserlerinden sayılır.
Şehnamecilik II. Selim ve III. Murad dönemlerinde en verimli zamanlarını geçirmiş ve minyatür sanatı için klasik Osmanlı üslubunun oluşumu bu zamanda tesis edilmiştir. Nakkaş Osman yönetimindeki nakkaşlar grubu tarafından Tarih-i Sultan Süleyman, Şehname-i Selim Han, Şehname-i Sultan Murad, Hünername gibi eserler bu dönemde ortaya çıkarılmıştır.
Gazavatname, konusu savaşlar olan manzum veya mesnevi formunda yazılmış, padişahlara ilaveten vezirlerin, kumandanların serdarların gazalarını, başarılarını, fetihlerini anlatan türe verilen isimdir.
Gazavatname türünde verilmiş ilk eser, Matrakçı Nasuh tarafından resmedilmiş Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn adlı Kanuni Sultan Süleyman Hanın Irak seferini anlatan eseridir. Bu alanda Matrakçı Nasuh tarafından resmedilen bir başka eser de Tarih-i Sultan Bayezid’dir. Tarih-i Feth-i Şikloş ve Estergon ve Estonibelgrad adlı eser de yine Matrakçı Nasuh tarafından yazılarak resmedilmiş bir başka örnektir.
Nakkaş Osman tarafından resmedilen Nüzhet’ül Esrar’ül ahbar der sefer-i Sigetvar adlı eser klasik Osmanlı tarzının başlıca eserlerinden kabul edilir
Silsilenameler, Osmanlı’da minyatürlü yazma eserler başlığı altında inceleyeceğimiz üçüncü grup eserdir. Osmanlı padişahlarının Hz. Âdemden itibaren soylarını din ve tarih büyüklerine bağlayan resimli yazmalara silsilename adı verilmiştir. İlk örneği III. Mehmed döneminde Bağdat’ta hazırlanmıştır. Metinde yer alan peygamber ve hükümdarlar birer madalyon içerisine resmedilmiş ve bağı ortaya konmak için çizgiler ile birleştirilmiştir.
Silsilename türü 7. Yüzyılın ortalarında kesintiye uğramış ancak bu yüzyılın sonlarında Musavvir Hüseyin’in çabalarıyla Edirne’de yeniden canlandırılmaya çalışılmıştır.
Sürnameler, Osmanlı Sarayındaki sünnet düğünlerinin resmedildiği eserlerdir. III. Murad döneminde hazırlanan Sürname-i Hümayun adlı eserde şehzade Mehmed’in sünnet düğünü ve şenliği anlatılmaktadır.
Peygamberler tarihi Cirf ve Tasavvuf, diğer örnekler gibi Osmanlı minyatür sanatı içerisinde önemli bir yere sahiptir. Bu alandaki ilk eser 1583 yılında Seyyid Lokman tarafından yazılmıştır. Peygamberler ve mucizelerine dair tasvirler Nakkaş Osman ve ekibi tarafından resmedilmiştir.
Bilim konulu eserler, tarih denizcilik, coğrafya, astroloji ve tıp gibi alanlarda daha çok görülür. III. Murad’a ithaf edilen Hadis-i Nev veya Tarih-i Hird-i Garbi adlı eserde Amerika’nın keşfi anlatılmaktadır. Bu eserdeki minyatürlerde yeni kıtadaki hayvan ve yerlilere ait tasvirler son derece ilginç ve önemlidir.
Gösterim amaçlı, hazırlanan eserler arasında çeşitli sanatçıların hazırladığı ve falcıların çoğunlukla kullandığı eserler yer alır. Falname bunların arasında en önemli olanıdır.
Albüm resimleri, başlığı altında ise eğlence, hamam, kahvehane, meclis gibi yerler tasvir edilmiş ve halkın konu edildiği başlıca eserlerin yer aldığı bir tür olarak tarihteki yerini almıştır.

Osmanlı’da minyatürlü yazma eserler tarihten günümüze bu değerli sanat dalının önemli kilometre taşlarından olup, minyatür sanatı ilgi alanına giren ve yeteneği olan kişiler için İsmek kursları son derece değerli ve önemli bir adres olarak hizmet vermektedir.

14 Eylül 2014 Pazar

Osmanlı Minyatür Sanatının Konuları

Fatih Sultan Mehmet
Gentile Bellini
Kaynak: wikipedia.com
Osmanlı minyatür sanatı içerisinde ele alınan konular çoğunlukla saray törenleri, padişahlar, savaşlar ile bazı İslami unsurlardır. Döneminin tarihi bir vesikası konumunda olan minyatür, bu bakımdan son derece önemli bir niteliğe sahiptir.


Cülus törenleri, yani padişahların tahta çıkışları minyatür sanatı açısından çok önemli bir konu başlığı olmuştur. Geniş törenler eşliğinde yapılan ve son derece önemli bir devlet geleneği halini alan şehzadelerin tahta çıkışları, her zaman geniş ilgi uyandırmıştır. Cülus ile ilgili ilk tasvirin Şehnâme-i Melik-i Ümmi’de yer alan ve II. Bayezid’in tahta çıkışını anlatan eser olduğu bilinmektedir.


Şehinşehname’nin ilk cildinde III. Murad’ın tahta çıkışı Nakkaş Osman tarafından minyatür olarak nakşedilmiştir. Ayrıca Şehnameci Arif’in Süleymanname’sinde Topkapı Sarayında yapılan cülus törenlerine ait minyatürler bulunur.

Muayede törenleri, yani bayramlaşmalar minyatür sanatının başlıca konuları arasında bulunur. Şehinşehname’nin ikinci cildinde yer alan Sadrazam Osman Paşa’nın ramazan bayramında erkân ile etek öpme tasviri bu konudaki önemli eserlerdendir.

Meclis olarak adlandırılan ve padişahın da katıldığı eğlencelerin tasviri, Osmanlı minyatür sanatı açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Süleymanname’de yer alan ve Edirne Sarayı köşklerinde Kanuni için düzenlenen bir eğlencenin tasviri bu konudaki önemli örneklerden birisidir.

Sarayda kabul törenleri son derece görkemli ve önemli ritüellere sahip günlerdendir. Bu nedenle bu özel günlerin tasviri de minyatür sanatı açısından çok kullanılan bir figür olmuştur. Süleymanname’de bu konuda önemli eserler mevcuttur. Ayrıca Nakkaş Osman tarafından yapılan Nüzhet (ü’l-esrâr) ü’l ahbar der-sefer-i Sigotuar adlı eser de son derece özgün ve bu konuda diğerlerinin arasında öne çıkan bir yapıdadır.

Hilat veriliş merasimleri Osmanlı’da son derece önemli bir yere sahiptir. Bu şekilde önemli olması nedeniyle birçok minyatür sanatçısı için ilham kaynağı olmuştur. Şehinşehname adlı eserin ikici cildinde hilat verilişi konulu altı adet minyatür yer almaktadır.

Divan toplantısı, Osmanlı Devletinde idare mekanizmasının en üst organı olarak işlev görmüştür. Fatih Sultan Mehmet’in Teşkilat Kanunnamesi’ne kadar bu toplantılara padişahlar başkanlık ederken bundan sonra ise sadrazamlar başkanlık etmiştir. Süleymanname ve Hünername adlı eserlerde bu toplantılara, detaylarına ve ritüellerine dair çok sayıda minyatür bulunmaktadır.

Topkapı Sarayı ile ilgili ilk tasvirlere Süleymanname isimli eserde rastlanmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta çıkış törenleri ile ilgili betimlemelerde Saray figürleri sıklıkla kullanılmıştır. Hünername isimli eserde III. Murad’ın annesi Nur Banu Sultanın naaşının cenaze alayı ile Topkapı Sarayı kapısından çıkarılışı tasvir edilmektedir.

Saray dışı hayat da minyatür sanatı açısından Osmanlı sultanlarının bir diğer tasvir ediliş biçimidir. Seferlere gidişler ve dönüşler, alay tasviri adı ile anılır ve yine Süleymanname adlı eserde ilk örneklerine rastlanır.

Otağda kabul konusunda verilen eserlerin ilkinde Yavuz Sultan Selim konu edilmiştir. Revan’daki otağında Bediüzzaman Mirza’yı kabul edişi bu betimlemede anlatılır. Selimname adlı eserde otağın çeşitli açılardan detaylarına yer verilmiştir.

Şenlikler de yine Osmanlı Minyatür Sanatı içerisinde önemli bir konu başlığı olarak ele alınmıştır. Surname-i Humayun adlı eserde Nakkaş Osman tarafından yapılan Sultan III. Murad’ın şehzadesi Mehmet’in sünnet tasvirleri bu alandaki önemli eserlerden bir tanesidir.

Cenaze konusu minyatür eserleri için çok önemli konuların başında yer alır. Selimname’de Osmanlı Hükümdarlarının cenaze törenlerine dair ilk örneklere rastlamak mümkündür. II. Bayezid’in cenazesinin nakli buradaki asıl unsurdur. Bu eserlerde İslam resim geleneği içerisinde ölüm ve cenazenin anlatımındaki renkler dikkate değer bir öneme sahiptir. Mavi, mor ve siyah kullanımı belirgindir. Hünername II’de Kanuni’nin ölümü ve naaşının getirilişine dair eserler mevcuttur.

Padişah portreciliği Fatih’in Bellini’ye yaptırdığı portre ile başlamış ve 19. Yüzyıl sonlarına kadar devam etmiştir. Nakkaş Osman ve Musavvir Hüseyin bu alanda oldukça önemli eserler vermişlerdir.

Minyatür sanatı açısından savaş ve kuşatma, av ve hüner, kent tasvirleri konuları da çok sayıda eserin bulunduğu önemli başlıklardandır.

 

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Osmanlı Minyatür Sanatı

Osmanlı Minyatür Sanatı, kitap süslemeciliğinden köken alan hat, nakş, tezhip, ebru ve cilt gibi tamamının birbiri ile ilişki halinde bulunduğu geleneksel süsleme sanatları arasında yer alır. Çoğunlukla padişaha ve rütbe bakımından sonrasında gelen üst düzey erkâna takdim edilecek el yazması eserlerin yukarıda anılan diğer sanat dalları ile birlikte süslenmesinde kullanılmıştır.
Osmanlı’nın himaye altına alarak gelişimine öncülük ettiği ve nihayetinde özgün bir konuma taşınan Minyatür Sanatı, II. Mehmet ile I. Süleyman dönemleri arasında gelişmiş ve 18. yüzyıla kadar da önemli bir saray sanatı olarak varlığını sürdürmüştür.
Osmanlı’dan, saraydan, sanattan söz edip de Nakkaşhane’den söz etmeden devam edilemez elbette. Fethin ardından hemen sarayın yakınında inşa edilen Nakkaşhane, oymacılıktan seramik ve minyatüre kadar çeşitli alanlarda çıraklıktan ustalığa kadar her kademede insanın yetişmesinde başrolü oynamıştır.
Özellikle 16. yüzyılda Herat, Semerkant, Şiraz, Tebriz ve Bağdat gibi dönemin önemli şehirlerinden getirilen usta nakkaşlar çok önemli işlere ve dönüşümlere imza atmıştır. Daha sonraları, Avrupa, Balkanlar ve Orta Asya’dan resim ustalarının kadroya duhulü, Osmanlı Nakkaşhane’sinin doğu ve batı kültürleri ile harmanlanmasının vesilesi olmuştur.
Osmanlı Minyatür Sanatı, gelişimi açısından Osmanlı’nın sanat ve edebiyatta etkisi altında kaldığı Fars kültüründen bağımsız olarak değerlendirilemez. İlhanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Timurlar ve Memlukler minyatür sanatı açısından Osmanlılar üzerinde etkili olmuşlarsa da son dönemde asıl büyük ve belirleyici nitelikteki etki Fars kültüründen gelmiştir.
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethinden sonra Edirne Sarayından getirdiği Nakkaşhane’yi İstanbul’da yeniden ve daha güçlü bir şekilde tesis ederek aslında imparatorluk vizyonunu ve bu vizyona dâhil olan sanat anlayışının ulaştığı noktayı da ortaya koymuştur. Bu çerçevede İmparatorluğun tüm topraklarından sanatçı ve sanata kabiliyetli kişilerin burada toplanmasının yanı sıra İtalyan ve Venedikli birçok sanatkârın İstanbul’a gelmesi ve üretimlerini burada sürdürmesi sağlanmıştır. Costanzo da Ferrara ve Gentile Bellini Venedik’ten İstanbul’a gelen önemli sanatçılar arasında yer alır.
II.Mehmet (Fatih)
Nakkaş Sinan Bey
Kaynak: wikipedia.com
Bellini’nin yapmış olduğu meşhur Fatih portresi, Osmanlı Minyatür Sanatı açısından önemli bir yere sahip olmuştur. Bu sayede portre, daha önce bundan uzak duran Nakkaşhane’nin repertuvarına dâhil olmuş ve Nakkaş Sinan Bey ve öğrencisi olan Ahmet Şiblizade portre alanında uzman kişiler haline gelmiştir. Bu şekilde oluşan akımın bir başka önemli olarak irdelenebilecek özelliği, gölgeleme ve perspektif tekniklerinin minyatür sanatı ile birleştirilmesi ve artık Osmanlı Minyatür Sanatı olarak adlandırılan ekolün doğması olmuştur.
Bu evreden sonra özellikle I. Selim dönemi, Nakkaşhane’de önemli değişimlerin yaşanmaya başlamasıyla anılır. 1514 Çaldıran zaferinin ardından yenilen Safevi Devletinin başkenti Tebriz ele geçirilmiş, şehirde çok uzun süre kalınmasa da buradaki çok sayıda önemli sanatçının İstanbul’a gelmesi sağlanmıştır. Daha evvel var olan daha küçük etkilerine nazaran bu defaki Pers etkisi, bu hamle ile Osmanlı Minyatür Sanatı üzerinde çok daha fazla tesirli hale gelmiştir.
Tebriz’den gelen ressamların etkisi altında kalan sanatçılar, buranın detaycı süsleme özellikleri ve dokusunu daha çok yansıtmaya başlamıştır. Minyatür sanatı üzerine Fatih döneminin batı tesiri altında kalınması ile gerçekleşen değişim evresinden sonra ikinci etkileşim evresi de bu şekilde gerçekleşmiştir.
Osmanlı Minyatür Sanatı üzerinde yaşanan üçüncü büyük değişim ve etkileşim, donanmanın Akdeniz’de egemen olması ve bunun doğal sonucu olarak Akdeniz medeniyetleri ile girdiği etkileşim üzerine meydana gelmiştir. Osmanlı’da Kartografya, Portolan Harita ve deniz atlası gibi çizimler önceleri süslemeden uzak olarak yapılsa da sonraları bunların kitaplaştırılması ve mevki sahibi kişilere ulaştırılması sürecinde süslemeli ve kitap haline getirilmiş olanlarının yapımı revaçta olmuştur. Bu anlamdaki en önemli Kartografya eseri, I. Süleyman döneminde minyatür sanatı ile bezenmiş Kitab-ı Bahriye’dir.
İstanbul Tasviri
Matrakçı Nasuh
Kaynak: wikipedia.com
Harita çizimi ile minyatür sanatının birleştirilmesi konusunun en önde gelen şahsiyeti Matrakçı Nasuh olarak bilinir.
İmparatorluk döneminde minyatür alanında zirveye I. Süleyman, II. Selim ve III. Murad dönemlerinde ulaşılmış bulunmaktadır. Aradan geçen zaman içerisinde yukarıda sayılan üç etkileşim evresinin sanat dalı üzerindeki etkileri tamamen oturmuş, yerleşmiş, ayrıca fetihlerin sağladığı refah ve zenginlik dolayısıyla sanata verilen önem ve harcanan para son derece üst noktalarda olabilmiştir.
16. yüzyıl sonlarından itibaren Şehnamecilik denilen akım oluşmuş ve sarayda kendine yer edinmiştir. Efsanevi karakterlerin destansı öyküleri yerine minyatür sanatına hanedan mensupları konu edilmiş ve böylece uzun yıllar boyunca devam edecek bir sürecin önü açılmıştır.  Bu dönemin en meşhur sanatkârı Nakkaş Osman, Osmanlı Minyatür Sanatı’nın en önemli ustaları arasında gösterilir.
Fetihlerin ve zaferlerin azaldığı hatta durduğu 17. ve 18. yüzyıllarda buradan beslenen Şehnamecilik de duraklamış ve yerini Silsilenamecilik adı verilen yeni bir akıma bırakmaya başlamıştır. Hanedanın soy ağacının tasvirine dayalı bir içerik ile yaygınlaşan bu türün en önemli temsilcisi Musavvir Hüseyin olmuştur.
Osmanlı Minyatür Sanatı’nın son dönemindeki en büyük eserlerin sahibi Levni adıyla bilinen Abdülcelil Çelebi olmuştur. Surname-i Vehbi adlı kitabı içerisindeki minyatürler, kendisinin en parlak eserleri olup aynı zamanda bu kitap saray tarafından yaptırılan son minyatürlü el yazması olarak bilinir.

18. yüzyılın ortalarından sonra batı tarzı resim kollarının yaygınlaşmaya başlaması, fetih ve zaferler ile beslenen Osmanlı Minyatür Sanatı açısından hızlı bir geriye gidişin habercisi olmuştur.

10 Ağustos 2014 Pazar

Minyatür Nedir

İki Sevgili
Rıza Abbasi - 1630
Kaynak: wikipedia.com
Minyatür nedir sorusuna verilecek en uygun cevap, pek çoğu küçük boyutlu olan, çok ince bir şekilde detaylandırılarak işlenen resimlere ve bu resimlerin yapıldığı sanat koluna verilen isimdir denilebilir. Çoğu zaman doğuya ait bir sanat dalı olarak anılsa ve tasavvur edilse dahi birçok batılı kaynağa göre batının bu sanat dalında verilen oldukça eski eserlerinin varlığı inkâr edilemez. Doğu ve batıya ait olan minyatür resimler sanatsal anlamda pek fazla farklılık içermese de asıl göze çarpan ayrışma renkler, biçimsel farklılıklar ve konularda olmaktadır. Hem doğu hem de batı ekolünde dinin etkileri işlenen figürlerde ortaya çıkmakta ve eserin menşeine dair fikir verebilmektedir.
Türk minyatür sanatının batıdaki benzerlerinden ayrıldığı noktalardan birisi, çevresinde yer alan süslemelerdir denilebilir. Tezhip adı verilen bu süsleme sanatı, Osmanlı’dan günümüze önemli bir sanat dalı olarak varlığını sürdürmektedir. Doğu ve batı eserlerinin ortak noktası olarak boyutlarının küçüklüğünden söz edilebilir. Bunun sebebi ise daha çok kitap süslemek amacıyla yapılmış olmasından kaynaklanır.
Minyatür kelimesinin kökenine dair en çok üzerinde durulan tez, ortaçağ Avrupa kültürünü temel almaktadır. O devirde el yazması kitaplarda baş harflerin süslü yazılması ve çeşitli şekiller verilmesi yaygın bir adet halinde idi. Süslü yazılan bu harflerin kırmızıya boyanması da yine sık rastlanan bir diğer husus olarak göze çarpmaktadır. Latince minium adıyla anılan, renk tonu son derece güzel, elde edilmesi ve kullanılması oldukça kolay olan kurşun oksit, minyatür kelimesinin çıkış noktası olarak bilinmektedir.
Osmanlı döneminde resim, genellikle nakış veya tasvir olarak adlandırılmaktadır. Minyatür ise çoğunlukla nakış olarak bilinir. Minyatür sanatçıları için ise çoğunlukla resmi yapan veya ressam anlamlarına gelen nakkaş veya musavvir ifadelerinin kullanımı yaygındır.
İnsanlık tarihi içerisinde bulunabilen en eski minyatür örnekleri, papirüslerin üzerine yapılmış olarak Mısır’da bulunan ve M.Ö. 2. Yüzyıla ait olduğu tespit edilenlerdir. Yunan, Roma, Bizans el yazmalarında ve daha sonraları Hristiyanlığın yayılması ile birlikte el yazması İncil süslemelerinde sıklıkla minyatür figürlerine rastlanır. 12. Yüzyıldan sonra Avrupa’da sadece dinsel değil din dışı figürler de işlenmeye başlamıştır. 17. Yüzyılda ise fildişi üzerine yapılanlar ön plana çıkmaya başlamıştır. Bir dönem yaygınlığını kaybederek geleneksel el sanatları formuna dönüşse de Selçuklular Döneminde yeniden ön plana çıkmıştır. O dönemde İran ile ilişkilerdeki yoğunluk bu sanatın İran etkisi altına girmesine neden olmuştur.
Daha sonraları uzun bir süre Osmanlı minyatür sanatı üzerinde de Selçuklu ve İran etkisi devam etmiştir. Mustafa Çelebi, Selimiyeli Reşid, Süleyman Çelebi ve Levni, Osmanlı döneminin en ünlü sanatçılarındandır. Burada Levni ile ilgili bir parantez açmak ve onun Türk minyatür sanatı açısından bir dönüm noktası olduğundan söz etmek gerekir. Levni ile birlikte geleneksel anlayış kalıplarının kırıldığı ve kendine özgü bir biçimin ortaya çıktığı söylenebilir.
Günümüzde genel kanı, çağdaş resim sanatının minyatür üzerinde egemenlik kurduğu yönündedir. Ancak bununla birlikte minyatür sanatı, hem batıda hem de ülkemizde varlığını sürdürmekte, bazı üniversite ve diğer eğitim kurumlarında geleneksel el sanatları adı altında öğretimi de yapılmaktadır. Bugün Türkiye’de bu sanat dalının geldiği noktada, Prof.Dr. Süheyl Ünver hocanın adını anmamak ve aradaki birkaç yüzyıllık boşluğa rağmen yeniden bugünkü seviyesine taşınmasındaki çabasını ve emeğini görmemek olmaz. Yine son yıllarda bu alanda emek veren Günseli Kato, Nusret Çolpan ve Taner Alakuş çalışmaları ve eserleri ile sanatın bu özel dalına katkılarını sürdürmektedir.
Son yıllarda İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İsmek Kurslarının branşları arasına Minyatür seçeneğini de ekleyerek bu sanat dalının gelişimine önemli bir katkı yapma yolunda ilerlemektedir.